AKADEMİSYENLER VE HEDEF 2023

Bu yazıda Ülkemizin 2023 hedefleri doğrultusunda insan kaynağı çerçevesinde akademisyenlerin durumu hakkında bir analiz hedeflenmiştir. Yazıda son 6 yıldaki BTYK kararları ve tarihi süreç içerisindeki gelişmeler akademik camia açısından değerlendirilecektir.

 

Bilgi, günümüz ekonomisinde en önemli itici güçlerden biridir. Bilgiyi üreten ve onu katma değere dönüştüren ülkeler küresel rekabet ortamında en başarılı ülkeler olarak gözlenmektedir. Bilim ve teknoloji insan kaynağı (BT-İK) bu bilginin hem üreticisi hem de transferinin ve kullanımının en önemli aracı olarak bilgi ekonomisinin vazgeçilmez unsurudur. Bu nedenle BT-İK’nın hem niteliği hem de niceliği Ar-Ge’ye yatırılan mali kaynakların katma değere dönüşmesinde birinci derecede belirleyicidir [1].

Ülkemizde bu konu kapsamında son yıllardaki gelişmeler TÜBİTAK tarafından hazırlanan ve Aralık 2010 tarihinde açıklanmış olan “2011-2016 Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynağı Strateji Eylem Planı [1]” olarak kamuoyuna açıklanmıştır. Bu raporunun yönetici özeti başlığı altında bu kapsamda yapılmış olan çalışmalar kısaca şu şekilde özetlenmektedir. “2007 yılı Kasım ayında BTYK tarafından “Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynağı Stratejisi ve Eylem Planı”nın hazırlanmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede, 500’ün üzerinde bilim insanı, rektörler ve Ar-Ge yöneticilerinin katılımı ile 12 adet Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynakları Çalıştayı düzenlenmiştir.” Bu çalıştaylardan TÜBİTAK 1001 proje yürütücülerinin katılımcı olduğu çalıştaya katılmış bir kişi olarak o günden beri bu konuda meydana gelen gelişmeleri yakından izlemeye çalışmışımdır. Çalıştay sonuçları TÜBİTAK koordinatörlüğünde değerlendirilerek yapılması gereken hususlar ana başlıklar altında toplanmış ve her bir başlık altında yapılması gerekenler bütün detayları ile belirlenmiştir. Bu çalıştayların devamında ilgili paydaşların katılımıyla araştırmacılarımızın sorunlarının çözümüne yönelik olarak “Uluslararası Araştırmacılar Koordinasyon Komitesi” ve “Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynakları Koordinasyon Komitesi” kurulmuştur. Bilim ve Teknoloji İnsan Kaynakları Koordinasyon Komitesi’nin görevi ülkemizdeki araştırmacıların aşağıda maddeler halinde verilen konularda yaşadıkları sorunları, konu komite üyesi kurumun sorumluluğunda ise çözmek, değilse değişiklik önerisini hazırlayarak karar alacak makama sunmak veya sunulmasını sağlamak olarak belirlenmiştir:

1. Yönetişimin İyileştirilmesi

2. Araştırmacıların Gelirlerinin Artırılması

3. Araştırmaya Ayrılan Finansmanın Artırılması

4. Donanımlı BT İnsan Kaynağının Yetiştirilmesi

5. Ar-Ge Altyapısının Geliştirilmesi

6. Araştırma Kültürünün Geliştirilmesi

7. Üniversite-Sanayi İşbirliğinin Geliştirilmesi

Yukarıda maddeler halinde verilen ana başlıklarda somut çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla komite bünyesinde aşağıdaki beş alt çalışma grubu kurulmuştur:

1. Yönetişimin İyileştirilmesi ve Araştırma Kültürünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu

2. Araştırmaya Ayrılan Finansmanın ve Araştırmacıların Gelirlerinin Artırılması Çalışma Grubu

3. Donanımlı -İnsan Kaynağının Yetiştirilmesi Çalışma Grubu

4. Ar-Ge Altyapısının Geliştirilmesi Çalışma Grubu

5. Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği Çalışma Grubu

Yukarıda açıklanan komite ve grupların çalışmaları sonucunda 2011-2016 eylem planı Aralık 2010 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır. Eylem planında araştırmacı ücretlerinin performansa dayalı olmak üzere diğer meslek grupları ile rekabet edebilir bir düzeye getirilmesi için orta vade öngörülmüştür. Orta vadenin için 2-3 yıl olduğu belirtilen eylem planına göre bu süre 2013 Aralık ayında dolmaktadır. Ancak bu konuda hala somut bir adım atılmamıştır. Bu konuda Başbakan yardımcısı düzeyinde 2012 ekim ayında çok açık ifadeler ile çalışmanın son aşamada olduğu belirtilmesine rağmen henüz bir gelişme olmamıştır. Bugün birçok bakan tarafından dile getirilen akademisyenlerin ücret meselesi maalesef çok ciddi olarak araştırmanın önünde engel ve parlak beyinlerin üniversitelere çekilebilmesi açısından sorun olarak karşımızda durmaktadır.

7 Mayıs 2013 tarihinde İzmir’de yapılan bir toplantıda YÖK Başkanı Prof.Dr. Çetinsaya,”Türkiye’deki ücret skalaları düşünüldüğünde gerçekten camiamız çok geri kalmıştır. Bu artık 2023 Türkiye’sinin meselesidir diye düşünüyorum. Eğer Türkiye 2023 hedeflerini tutturacaksa, 2023’te özlediği hedefleri yakalayacaksa mutlaka en parlak beyinleri akademiye çekmeli, öğretim elemanı, öğretim üyesi yapmalı. Ülkemizde küreselleşme ile muazzam bir rekabet alanı var. Önde gelen üniversitelerimizin birinin bilgisayar mühendisliğinden mezun olmuş bir öğrencinin özel sektörde kaç para alacağını hiçbirimiz tahmin edemeyiz. Ama herhangi bir bakanlığın, kamu kuruluşunun uzman yardımcılığı sınavını kazandığında asistan olarak aldığından iki katını aldığını biliyoruz. Doğal olarak biz bu ortamda üniversitelere parlak beyinleri çekemiyoruz. Eğer ülkemizin, yükseköğretim alanımızın ilerlemesini istiyorsak mutlaka öğretim elemanlarının ve üyelerinin özlük haklarının çağdaş standartlarda, Türkiye’mizin bugünkü siyasi, iktisadi, sosyal gelişimine uygun standartlarda olması yükseköğretim camiası olarak en büyük beklentimizdir.” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

Ülkemizin 2023 hedeflerine katma değeri yüksek ürünleri geliştirip üreterek varılabileceği hemen her kesim tarafından ifade edilmektedir. Ancak bu hususta önemli görev düşen akademisyenlerin mevcut şartlar altında ülkemizin Ar-Ge çalışmalarına beklenen düzeyde katkı sağlaması çok zordur ve sınırlı kalmaktadır. Az sayıda akademisyenin bireysel çabaları ülkemizin hedeflenen gelişimi sağlaması açısından yeterli olmayacaktır. Çünkü akademisyenlerin önemli bir çoğunluğu için bulunduğu ekonomik ve yönetişim sorunları nedeniyle sadece kendi gelecekleri için çalıştıkları söylenebilir. Yani akademisyenler kendi gelirlerini nasıl artırabileceklerini araştırmakla meşgul olduklarını söylemek bile mümkündür. Bu konuyu biraz açmakta fayda vardır. Akademisyenlerin statülerine göre ücretlerinin çok düşük olması ek gelir elde etmek için araştırma dışında diğer yollara başvurmalarına neden olmaktadır. Bunların başında gelir kapısı olan ek ders ücretleri gelmektedir. Derslerden ek gelir alabilmesi için çok sayıda derse girmesi gereken öğretim üyeleri zamanlarının önemli kısmını derslerde geçirmektedirler. Bir akademisyenin yetişmesi üniversite eğitimi üzerine ortalama 6-8 yıl sürmektedir. Ülkemizin yetiştirmiş olduğu akademisyenlerin ek gelir için zamanlarının önemli kısmını derslerde geçirerek araştırmaya vakit ayıramaması lisansüstü çalışmaların maliyeti dikkate alındığında ülkemiz adına çok önemli bir kayıptır. Akademisyenlerden ileri düzeyde verim alabilmek için ekonomik yönden onların rahatlatılması gerekmektedir. Yetişmiş araştırmacı kaynağının daha verimli değerlendirilmesi ise yükseköğretim alanında performans esasına göre kapsamlı bir reform gerektirmektedir.

Bu hususta tek sorun elbette ücret değildir. Son beş yıldır kontenjanlarda yapılan artışlar akademisyenlerinin iş yükünü daha da artırmıştır. Bir çok mühendislik alanında altyapı sorgulanmadan kontenjanların %50 civarında artmış olması mevcut kapasitenin çok üzerindedir. Bu durum hem eğitim kalitesini düşürmekte hem de akademisyenlerin iş yükünü arttırması nedeniyle araştırmaya ayrılabilecek zamanı olumsuz etkilemektedir. Ayrıca Cumhurbaşkanı sayın Gül tarafından da “Bugün artık Türk yükseköğreniminin nicelik değil, nitelik sorunu var. Yükseköğretim sisteminin bu açıdan iyileştirilmesi gereklişeklinde üniversitelerimizin kalite konusunda eksikleri olduğu ve adım atılması gerektiği defalarca dile getirilmektedir. Ancak bu konuda henüz somut bir adım atılabilmiş değildir.

Ülkemizde Üniversite sanayi işbirliğinin kurulmasının önündeki en büyük engellerden birisi de döner sermaye sistemidir. Döner sermaye sistemi yapılacak bir işin maliyetini neredeyse iki katına çıkarmaktadır. Bu durumda döner sermaye sistemi ile Üniversite tarafından sanayiye/topluma hizmet vermek çok pahalı olduğundan bu maliyet sanayi tarafından karşılanamamaktadır. Yukarıda belirtilen eylem planında bu konudaki problemlerin çözüldüğü ifade edilmektedir. Ancak, döner sermaye mevzuatında 2010 yılında yapılan düzenlemeler 2008 yılında denge tazminatı düzenlemesi ile birlikte yeni oluşturulan denge tazminatı kesintisinden kaynaklanan problemin ortadan kaldırılması ile ilgilidir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı sayın Ergün 9 temmuz 2013 tarihinde bir toplantıda üniversite ile sanayinin işbirliği olmadan

teknolojinin doğmasının zor olduğunu ifade ederek, “Sanayi bir kenarda durur, üniversite bir kenarda durursa hiçbir zaman teknoloji doğuramayız. Yeni üretim yöntemleri, yeni ürünler ve yeni teknolojiler gelişmesi lazım” şeklinde ifade ettiği durumun iyileştirilebilmesi için mutlaka döner sermaye mevzuatı da tekrar gözden geçirilmeli ve işbirliğini geliştirecek yeni mekanizmalar ortaya konulması gerekmektedir.

Eylem planında ortaya konan hususlardan birisi de Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun (BTYK) aldığı karar doğrultusunda akademik unvanlarda sadece yayın değil aynı zamanda patent, proje, ticarileştirme ve lisanslamanın da ölçüt alınması hususudur. Doçentlik kriterleri konusunda strateji eylem planında ortaya konan eylemler hala yerine getirilmemiştir ve ne zaman uygulanacağı hakkında bir çalışma kamuoyuna sunulmamıştır.

Sonuç olarak, yukarıda belirtilen BT-İK strateji çalışmalarında ortaya konan yedi maddeden 3, 4, 5 ve 6 nolu maddelerde ülkemizde çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Yedinci madde olan Üniversite Sanayi işbirliği konusunda gelişme yaşanmıştır ve gelişim devam etmektedir. Ancak nedendir bilinmez ama özellikle yükseköğretim konusunda yukarıda belirtilen sorunlar ve devletin en yetkili kurumlarının raporlarında ve eylem planlarında belirtilen 1 ve 2 nolu maddelerde belirtilen “Yönetişimin İyileştirilmesi” ve “Araştırmacıların Gelirlerinin Artırılması” hususlarda bir gelişme olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu konuda neredeyse hükümetin her yılki programlarında akademsiyenlerin ücretleri konusunda iyileştirme yapılacağı ifade edilmesine karşın henüz gerçekleşmemiştir. Ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşılmak isteniyorsa yukarıda belirtilen sorunların acilen çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bilim ve teknoloji insan kaynağı bilginin hem üreticisi hem de transferinin ve kullanımının en önemli aracı olduğundan dolayı yukarıda belirtilen sorunlara çözüm konusu ihmal edilmeye devam edilirse 2023 hedeflerinin sadece bir hedef olarak kalma ihtimali yüksektir.

20 Temmuz 2013

Prof.Dr. Haluk FENKLİ

]]>

editor

2006 yılından bugüne polis olmak isteyenlerin rehberi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir