Skip to content

PMYO.net-2008 Sınavı, POMEM, polislik sınavları,Haber

YARGISIZ İNSAF (!)
Cuma, 09 Mayıs 2008
 Adalet kavramının sistemlerde uygulanması için öncelikle insanların vicdanlarında bu duygunun uyandırılması gerekmektedir. Sevgi ve empati        tohumlarının atılması ile, önyargı yaban otlarını söküp atmak bunun ilk basamaklarını oluşturmaktadır. Einstein’ ın ‘Önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan zordur’ sözü, adalete ulaşmanın ne denli zahmetli olduğunu, önyargıyı kullananın patlattığı bombaların ise ne derece zararlı olduğunun göstergesidir. Hayvanlar iştahları, insanlar idealleri derecesinde büyüktür diyen Nurettin Topçu’ nun anlatımı içerisinde, ancak zoru sevenler ve yılmadan çalışanlar için ulaşılabilecek bir ideal!

Yargının, dolayısıyla adaletin ilk kapısı olan polis bu durumdan nasıl vazife çıkarmalıdır? Adaletin tecelliyatına barikat kuran önyargıyı kendi vicdanında eriterek, önyargıyı vicdan savcısı önünde yargılamak için ne yapmalıdır? Sebepsiz içilmediği gibi, olmayan sorun içinde yazılmaz. Bu yazınında amacı hukuktan önce adaleti kendisi sağlamaya çalışan polisin, adaleti uygulayan değil, adaletin uygulanmasına yardımcı olan rolünün zihinlerde uyandırılmaya çalışılması ve bu konjonktürde değerlendirilmesidir.

Henüz 2248 yılında yaşamadığımız ve o günleri büyük ihtimalle göremeyeceğimiz için, mekanik, programlı, kanun metinleri belleklerine yüklenmiş polisler yerine; çağdaşımız olan, duyguları ve düşünceleriyle boğuşan, etinden-derisinden-kemiğinden, iliklerine kadar bütün uzuvları/organlarından yararlanılan, sosyal ve ekonomik sıkıntılar içerisinde kendisini dinleyecek ve sorununa çözüm üretecek bir çift kulak arayan, insanlardan bir insan polisler ile güvenlik ihtiyacımızı gidermekteyiz. Orhan Gencebay’ ın ‘Hatasız kul olmaz’ sözü perspektifinde konuyu ele aldığımızda, her an hata yapabilme ihtimali olan bu insan polislerin hatalarını en aza indirecek mefhumları kurcalayıp ortaya koymamız ve her polisin vicdanını kendini emekliliğe ayırmadan proaktif metotlarla çözüm önerileri sunmamız gerekmektedir. Aksi takdirde polisinin sorununa çözüm üretmeyen, onu anlamayan devlet hukukuna kurşun sıkar misali, işin ilk basamakta çözümlenmesi gerekmektedir.

Önyargı, adalet, hukuk ve nihai olarak polis dedik . Peki bu kavramların ortak buluşma noktası nedir? Bu kavramları bu satırlarda buluşturan ellerin ve fikriyatın arka planında ne gibi gayeler yatmaktadır. Yukarıda hafiften giriş yaptığımız bu hususlara şimdi derinlemesine, ancak fazla boğulmadan inebiliriz.

Polis denildiğinde şüpheci olan, karşısına birisi geldiğinde onun suçlumu, mağdur mu olduğunu anlayan, polis literatüründe ‘sokak hissi’ olarak belirtilen duyguları kuvvetli olan bir varlık tahayyül edilmektedir. Ancak öngörü olarak ta nitelendirebileceğimiz bu yetinin önyargı ile arasında bulunan sınırı aşmamak zaman zaman çok zordur. ‘Görü’ nün ‘yargı’ laşması aşamasında hassas davranması gereken polis bu dengeyi ‘yargı’ yönünde bozduğunda üzerine vazife olmayan yargılama fiilini gerçekleştirmiş bununla birlikte toplum içerisinde, toplumun polisi olarak değil, bir kesimin polisi olarak nitelendirilir. Bu ise sorunlar yumağının başlangıcını meydana getirir. Toplumuna sahip olmayan/olamayan polisi toplumda sahiplenmek istemez. Bu kısır döngü oluştuğunda ise, bilgi kaynağı olan halktan yararlanamayan polis işlevsiz bir hale bürünür.

Halk içerisinde kesimler/görüşler arasında ayrımcılık yapan polisle beraber bir diğer tehlikeli polis, olaylara sakin ve profesyonel değil, heyecanlı ve duygusal yaklaşan polistir. İlk olayla karşılaştığında sinapslarından beynine giden iletilerin daha düşünce organına varmadan hüküm veren polis, kendini bir anda ahşap kürsünün arkasında elinde tokmak varmış gibi hisseder. Oysa o anki bulunmuş olduğu rolde sakin davranmayarak cezalandırıcı konumunda bulunursa ahşap kürsünün karşısında, sanık durumunda bulunması muhtemeldir. Bu nedenle polis iş üzerinde iken sakin, objektif ancak durumdan vazife çıkaran değil vazifesinden durumunu ayarlayabilmelidir.

Netice olarak polis bir olaya müdahale esnasında diğer insanların bakış açıları aksine daha geniş açıdan yaklaşımı sağlamalıdır. Kendisinin sorgulayan ancak yargılamayan olduğunun bilincinde olarak, gördüğünün her zaman doğru olmadığını, olayların arka ve ön planlarını da değerlendirmesi gerektiğini bilmelidir. Akademide söylendiği gibi, bir polis duyduklarına inanmamalı, gördüklerinin yarısına inanmalı, ama işleyişi hukuka uygun yapmalı!

SAFA TARIK OĞUZ 

 

 

163.YIL KUTLU OLSUN

163.yıl kutlu olsun

SINAV KİTAPLARI