Polis Olmak İçin Mazaretim Var

O doğduğu gün ailesi çok sevinmişti, neslin devamı için ilk erkek evladı olduğundan ailede önemli bir yeri oldu, dedesi o doğmadan çok önce Hakkın rahmetine kavuşmuştu, babaanne olaya el koydu, “Torunuma ismini ben vereceğim” diyerek adını UMUT koydu.

 

Herkesin ondan beklentisi farklıydı tabi, babaanne büyüdüğünde bana bakar umuduyla adını koymuştu, ilerleyen yıllar onun umudunu boşa çıkartmadı, babası gibi o da babaannesini çok seviyor, sanki arkadaş gibi şakalaşıyorlardı, günler ayları, aylar yılları kovaladı. Umut büyüdü 5 yaşına geldi okul eve çok yakın olduğundan mı, babası öğretmenle iyi anlaştığından mı, kendisi okula, okumaya çok meraklı ve istekli olduğundan mı bilinmez o yıl yani, henüz beş yaşındayken kendini okulda bulmuştu.

Altın sarısı saçları, beyaz teni ve tatlı tatlı konuşması onu sevimli yapan unsurlardan bazılarıydı. O’nu esas sevimli ve sevgili kılan yüreğinin insan sevgisi ile dolu olmasıydı. O yıllarda dahi insanları sever, yardımcı olmak isterdi, onu tanıyanlar hemen severdi.

Kader onu hep insanlarla iç içe eyledi, o da bundan mutluydu, derken on yaşına geldiğinde ilkokul beşinci sınıfın son dönemiydi. Köyündeki okulu temsilen bilgi yarışmasına katılan dört öğrenciden biriydi, yarışma için üç kişi köyden ilçeye gidecekti, küçüklüğünde kendisini rahat ifade eden, kalabalıklara meydan okuyan, kaba kuvvete en baştan karşı olan Umut, küçükken yalnızca bir kez kavga etmişti, o da mecbur kaldığından, kendisine saldırdıklarında savunma amaçlıydı onun bu kavgası.

Tabi ki ona saldıranın şansı yoktu onu alt etmişti; ama buna mutlu olmamış/olamamıştı, etrafındakiler onu övse de üzülmüştü, çünkü bu kaba bir davranıştı ve kaba bir hareketti. Sürekli uzak durmaya çalışsa da kabalıktan ve kaba davranıştan, büyüdüğünde de iki kez savunma amaçlı kavga etmiş; ama kazananın kim olduğunu hiç anlamamıştı. Neden insanlar kavga eder? Sevmek, sevilmek varken bu işe bir anlam verememişti. İlkokulun son günleriydi, bilgi yarışmasına giren ilk üçteydi, yarışmayı bir soru ile kaybetmişlerdi. Umut ısrar etmişti Anıtkabir Ankara’da diye; ama kendini dinletememişti diğer iki arkadaşlarına, onlar İstanbul diye direttiklerinden yalnızca yarışma tecrübesini kazanabilmişlerdi.

Yarışmaya hazırlanırken öğretmeni “Büyüyünce ne olacaksınız” sorusunu sorduğunda, büyümüştü on yaşına gelmişti; lakin kendini ifadede küçüklüğündeki kadar rahat değildi. Neden böyle olmuştu; oysa küçüklüğünde o konuşurken etrafındakiler mutlu oluyor o da buna seviniyordu. Okula başladığı yıllarda, arkadaşları büyük olduğundan hep ezik hissetti kendini, ona gülüyorlar, onunla alay ediyorlardı, kendini dışlanmış hissediyordu. Onların arasına karışmak istiyordu; ama arkadaşları sigara içiyorlar, içmesi için onu da zorluyorlardı, hatta sigarayı ona aldırmak istiyorlardı.

Birinci sınıftaki öğretmenini çok sevmişti, hep güzel sözler dinlemişti ondan, kendini değerli hissederdi o varken. Sonra bir gün o gitmişti köyden tayini çıkmıştı yani,  bu da yetmiyormuş gibi yeni öğretmeni üçüncü sınıftayken onu okuldan kovmuştu. Hatası ise tahtada fen dersini anlatırken kitaba bakmaktı. Oysa nasıl özenmişti ödevine hazırlanırken, kovalarla gübre, toprak, su taşımıştı sınıfa o küçücük boyuyla, kovaları özenle kendisi temizlemiş, tam olmadı diyerek temizletmişti anacığına, sonra yeniden döndü soruya, toparladı kendini öğretmenine cevap vermek gerekti.

Babasının uzaktan akrabası olan, ince uzun boylu, sevimli, bakışları tatlı mı tatlı, duruşuyla insana güven veren ve onu çok seven Ahmet abisi geldi aklına. Geçenlerde görmüştü onu izne mi gelmişti, okuldan yeni mi mezun olmuştu, bilemedi. Bildiği ve hoşuna giden onun üniformasıydı, yemyeşil ve kafasında teker gibi kocaman bir şapkası, belinde de silahı vardı. Anacığından duymuştu Ahmet abisi “Polis” olmuş diye. Daldı gözleri, büyümüş yağız bir delikanlı olarak hayal etti kendini,  polis olmuş gibi düşündü,  görüntü gözlerinin önünde çok berrak ve netti. Anacığının kucağına kendini attığında o sıcaklığı ve huzuru hissetti üniformanın içindeyken bir an, bütün vücudu elektriğe tutulmuş gibi oldu, ifadesi zor; ancak yaşanacak türden duygulardı bunlar. İnsanları seviyordu. Polislerin sürekli insanlarla konuştuğunu, insanlara yardım ettiğini biliyordu evet dedi! “olabilirim, yapabilirim……. Ben de polis olabilirim” deyerek verdi kararını oracıkta.

O gün bu hedefini belirledi, kalbine ve kafasına ekti tohumu, anne ve babası okuma yazma bilmese de anacığı “Oğlum okumalı” der, her zorluğu göğüslerdi. Oğluna, biricik Umuduna yol açmaya çalışırdı. Bu konuda ona en çok desteği vererek küçücük yaşta “Benim yerime sen sar onu şefkatle ey gurbet” diyerek, canını, can parçasını içine akıttığı gözyaşlarıyla, ortaokulu yatılı olarak okumak üzere gurbetin şefkatli kollarına bırakıyordu.

Okulda kardeşlerini sık sık hatırlayıp, bir köşeye çekilerek ağladığında çok zorlu yılların onu beklediğini anladı. Çoğu zaman cebinde harçlığı olmaz, kimseden isteyemezdi. Hiç bir zaman ders çalışabileceği huzurlu bir odası olmadı, 12 yıllık okul hayatında onu soran, durumu hakkında bilgi alan, durumu nedir, diye araştıran olmadı/olamadı.

Yıllar sonra meyvesini verdi ekmiş olduğu tohum. Büyüdü, gövdesi oldu, derken dal saldı budak saldı, meyveye durdu. Umut polis oldu, liseyi bitirdikten tam on yıl sonra. Bu on yılı önceleri kayıp gibi değerlendirdi, oysa kayıp gibi görünen yıllar çok büyük kazançtı, kârdı Umut adına, on yılda çok tecrübe biriktirmişti hafızasına.

Mesleğe girmeden önce ciddi tereddütler yaşadı, oysa hayatında hiç bir vukuatı olmadı. Buna rağmen polisleri ya da jandarmayı gördüğünde bir soğukluk olurdu onda, adeta içi ürperirdi, nedenini bilemiyordu onu rahatsız eden neydi diye düşündü? Cevap için zorladı kendini, sonra nehir gibi akmaya başladı kelime ve düşünceler aklına. Köyleri sınıra yakındı, sık sık jandarma köye gelir, kahvehanelere bakar, yaşı küçük kimse var mı, kumar vb. yasak oyunlar oynanıyor mu diye kontrol ederdi.

Küçük büyük bazıları hep paldır küldür kaçarlardı, neden böyle yaparlardı, niçin kaçarlardı bilemedi. Önce yüksek okula, sonra İstanbul’a çalışmaya gittiğinde bazı polisler gördü göbekli, bağırları açık kaba davranan, “ulennnn…” diye bağırıp çağıranı, kumar oynayanları gördü gözleriyle, polislerin kendilerini nasıl küçülttüklerini duydu kulağıyla bedava tost isterken, üniformaya karşı antipatiye neden olmuştu bütün bu yaşadıkları.

“Eğer ben’de böyle olacaksam giyince üniformayı, istemem polis, molis olmayı” dedi. Ön yargı tuzağına düştü, çağrıldığı sınavlara gitmeden tam on yıl kaybetti. Kader bu ya! O’nu polis olması için zorladı. İki zorlu yıl yaşadı kötülerin içinde, karar verdi memuriyet yaş sınırına gelince, kötülüklerle savaşabilmek, güçlünün zayıfı ezmesine engel olabilmek için polis olmaya karar verdi.

Çok istedi sınavları kazanmayı, göze aldı her şeyi, köyde kim koşardı işten güçten. Kazanmak için çekti eşofmanları, edilen alayları duymamak için kulağına taktı müzik çaları, koştu orman yolunda günlerce, söz verdi kendine kazanacaktı sınavı, çok ama çok istedi. Sonunda verildi müjde bir bayram sabahı kebap yaparken, sevinçten doydu karnı o an, yaptı çifte bayram mesleğe koşarken. Geçerli mazereti vardı polis olmak için yolda koşarken.

Eskisi kadar kaba, saba davranan polislere rastlamadı, “Ufak tefek hata kadı kızında da vardı, onlar da olmasa” dedi kendi kendine. Yetimin hakkı var diye devletin arabasını kullanmayanlara, özel işinde kullanabilecekken devletin telefonuna el uzatmayanlara şahit oldu. İsteyerek geldiği mesleğinde sevgisi katlanarak çoğaldı, çoğalmaya da devam ediyor.

UMUT şimdilerde çok mutlu, polis teşkilatının 165. yıldönümünü kutlarken, Umudun doğum gününün aynı gün, yani 10 Nisan olması rastlantı mıdır bilinmez? Mesleğinin daha da iyi olması ve meslektaşlarının mesleği severek, isteyerek yapmalarının yanında huzurlu bir aile ve özel hayat yaşamaları için canla başla çalışıyor.  Ufak tefek de olsa polislerin hatasının olmaması, yani tam profesyonelliği ve evrensel etik ilkelerini yakalayabilmeleri için ne gerekli sorusunu sordu kendine,  şimdilerde bu cevabın içini doldurmak için çaba sarf ediyorken, destek bekliyor. El vermek isteyen şefkatli ve gönüllü kimselerden….. Tüm polislerin gününü en kalbi duygularımla kutlar sonsuz sevgi ve saygılarımı arz ederim. 26.03.2010

 

 

 

 

Ömer ÇERKEZ
Polis Memuru

Kaynak

editor

2006 yılından bugüne polis olmak isteyenlerin rehberi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir