POMEM Mülakat Soru ve Cevapları Bölüm 4

POMEM Mülakat Soru ve Cevapları Bölüm 4 yazının devamında….

 

 

 

29-) Stres nedir? Stresle mücadele yöntemleri nelerdir?

 

30-) AB uyum yasaları denince ne anlıyorsunuz?

 

31-) Hangi iletişim yöntemlerinde daha başarılı olduğunuzu düşünüyorsunuz?

 

32-)Sizce polis olmanın en zor yanları nelerdir?

 

33-)Başarıyı nasıl tanımlar ya da değerlendirirsiniz?

 

Başarı üniversiteye gidip, zengin olmak değil; iyi insan olabilmektir

 

Takdir-teşekkür almak, üniversiteyi kazanmak, zengin olmak, iyi bir iş sahibi olmak bir başarıdır. Ama gerçek başarının kendisi değildir. Asıl başarı kendisini tanıyan, kendisi ve çevresi ile barışık, iyi bir anne, iyi bir baba olabilmektir.

 

Başarı nedir?

 

İyi bir üniversiteyi kazanmak mı?

 

Yoksa zengin olmak mı?

 

Veya bir öğrenci için her dönem takdir belgesi almak mı?

 

Ya da iyi bir meslek sahibi olmak mı?

 

Kimi insanlar için bunlar başarı göstergesi olarak kabul edilebilir… Ama asıl önemli olan öğrencilerin (çocuklarımızın) şu ya da bu meslekte olması değil, “hayatta başarılı olmak” amacına yönelik, geniş bir kültür yelpazesine sahip olacak şekilde yetiştirilmelerini sağlamaktır. Çocuklarımızın; sağlıklı düşünüp, isabetli kararlar verme hasletlerini geliştirmeyi ön plana alan bir eğitim stratejisi uygulamaya çalışmalıyız. İleriki hayatta hangi işe el atarlarsa muhakkak başarılı olmalarını hedefleyip ve bu hedefler doğrultusunda yönlendirmeliyiz.

Bilindiği üzere her güzel sonuç için, önce biraz sıkıntı ve zahmet çekmek, çalışıp çabalamak gerekir. Ve bizim (öğretmenler ve ebeveyn) meşgalemiz olan eğitim özellikle zahmetli, zaman isteyen bir uğraştır. Neticesini almak için son derece sabırlı olmak gerekir.

 

34-)Takım ruhundan ne anlıyorsunuz?

 

Takım ruhu, takımı oluşturan tüm bireylerin takımın amacı yönünde bütünleşmeleri ve birlikte hareket etmeleri sonucunda takımda ben imajı yerine biz imajının oluşması olarak yorumlanabilir.

 

Takım ruhu her şeyden önce bir his’tir. Bu his takıma ait olmayı ve takımı benimsemeyi gerektirir. Dolayısıyla takım ruhu anlayışına ulaşmış bireyler; sevgi, saygı, anlayış, yardımlaşma ve aitlik gibi duygularla takım ruhunu güçlendirmelidir. Kişilerin başarısı takım ruhunda kendini bulmalı, her başarılı olan kişi takımda bulunan diğer kişiler tarafından takdir edilmeli ve onun başarısıyla gurur duyulmalıdır. Takımda bulunan herkes birbirini tamamlamalı ve bir bütünlük oluşturmalıdır.

 

Üyelerin birbirini tamamladığı ve bir bütünlük oluşturduğu takımda sağlıklı bir etkileşim ve iletişim her zaman mevcut olacağından alt gruplaşmalar da oluşmayacak ve sağlıklı bir etkileşim ve iletişim, takım birlikteliğini de beraberinde getirecektir.

 

Böyle bir takımda; yöneticiler, profesyoneller, liderler ve takımı oluşturan diğer kişiler birlikte çalışmalıdır. Birlikte çalışma ve bütünlüğün oluşması başarıya yol açacağından, başarının altında yatan sır takım çalışması ruhunun oluşmasına bağlanabilir.

 

Takım çalışmasında her şey liderden beklenmemeli, takımda yer alan herkes kendi üzerine düşen ve kendisine verilen sorumluluğu veya görevi itina ile yerine getirmelidir. Birtakım kaçamaklar yapmamalı ve başkalarının üzerinden kazanmayı düşünmemelidir. Profesyonelliğinin yanı sıra vicdanının da sesini dinlemeli, böylece sorumluluk duygusu ile ruhsal dengesini birleştirmelidir.

 

Takım içerisinde sorumluluk ve görev bilinci ile tüm uğraşıların aslında yapılan işle sonuca ulaştığını söylemek mümkündür. Burada asıl amaç ürünü alan yani hizmet götürülen kişiler olduğundan bir noktada iş, iş olduğu için yapılmalı ve takımda görev alan kişiler de bunun bir karşılığı olduğu için işini yapmalıdır. Böyle bir davranışın profesyonelliğin bir gereği olduğu vurgulanabilir.

 

Takım içerisinde diğer takım üyeleriyle uğraşan kişi hiçbir yere varamayacağı gibi kendi fenomenlerinden de kurtulamayabilir. Çünkü profesyonelliğini ve işini bırakıp başkaları ile uğraşmaya başlamıştır. Bu da başarısızlığına temel oluşturabilir.

 

Takım ruhu bireysel verilen kararlara karşı olası riskleri de en aza indirecektir. Çünkü sonuçta ortaya çıkacak olası riskler ta baştan paylaşılmış olacak ve yük takıma paylaştırıldığından hafifleyecektir. Bu nedenle başarı için cesaret ve risk alma artacak ve bu ruhla harekete geçen takım yüksek yüzdelerle başarıyı yakalayacaktır.

 

Takım ruhunun korunması ve geliştirilmesi daima tazelenmeye baktığından, tazelenme ise sürekli istikrarlı bir şekilde çalışma ve monotonluktan kurtulma ile mümkün olabilir. Yani değişiklikler de daima takip edilmeli ve takım için gerekli olan değişikliklere ve değişimlere daima açık olunmalıdır. Zaman zaman değişik taktikler ve yöntemler uygulanarak takımın performansı artırılmalı, amaçtan uzaklaşılmaması kaydıyla zihinsel, fiziksel, sosyal ve ruhsal aktivitelere başvurulmalıdır. Planlı ve programlı çalışma ve disiplini koruma, körü körüne yıldırıcı çalışmalardan tartışmasız iyidir. Böyle bir çalışma düzeni aynı zamanda dolu dolu yaşamayı beraberinde getirecektir.

 

Takım ruhunun ilk hedefi amaca ulaşmak olduğuna göre ikinci hedefi de takımı oluşturan bireylerin yaşam doyumunu zenginleştirmek olmalıdır. Yani takımda tükenmişlik yaşayan birey, amacı unutup kendi derdine düşebileceğinden, bütünlüğü de bozabilir. Dolayısıyla kendi kendine hayrı olamayan bir kişinin başkalarına da hiç hayrı olamayabilir. Bu nedenle ilk hedefe ulaşmanın yolunun ikinci hedefin zinde tutulmasından geçtiğini söylemek mümkündür.

 

Bir meyve olan nar bir takıma ve bu takımı oluşturan takım ruhuna örnek verilebilir. Dışardan bakıldığında nar bir bütündür. Bir sistem oluşturmuştur. Ama içerisinde kendine özgü bölümler bu sistemi çok sistemli bir şekilde tamamlar. Nar içerisinde, tek tek yerini alan nar taneleri ahenk içinde bütünlüğü korur ve takımda yerini alır.

 

Tüm bu bileşkeleri toplamış, konuları çözümlemiş bir takım, takım ruhunu gerçekleştirmiş olacaktır.

 

35-)İş hayatında başarılı olmak için neler yapmak gerekir?

 

NLP Ve İş Yaşamı

 

İyi bir iletişimin nasıl yapılacağını son derece iyi anlatan, ayrıca iletişimin başarıdaki önemini sürekli vurgulayan NLP tekniği, 21. Yüzyılın başarı teknolojisi olmaya aday bir bilim dalıdır.

 

NLP tekniği, özellikle iş dünyasında, yönetim, iletişim, motivasyon, kişisel gelişim, hedef belirleme liderlik gibi konularda farklılaşma sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda spora, aile yaşamına ve kendini geliştirmeye uygulanabilir. Başarıya ulaşmak ve kişisel mükemmelliği yakalamak isteyen insanların, değiştirmesi gereken tutum ve inançlarını değiştirmeyi kolaylaştırarak kişisel hedeflere başarılı bir şekilde ulaşmasını sağlar. Bu nedenle yönetim ve eğitim alanında sıkça kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa kupasını elde eden Galatasaray futbol takımının teknik direktörü Fatih Terim’in NLP tekniği ile eğitilerek takımını başarıya ulaştırdığı bilinmesi gereken önemli bir konudur. Bu nedenle kişilerin motivasyon, karar alma, yaratıcılık, iletişim gibi basit zihinsel stratejileri benimsemesi esnasında NLP tekniği yeniden değerlendirmeler sağlayarak, bu kişilerin başarılı liderler haline gelmelerine de olanak tanımaktadır.

Bu durum da bizi çok önemli bir soruya, “İşyerinde ve özel yaşamda başarının anahtarı nedir?” sorusuna götürüyor. Cevabınıysa “Gerek işyerinde gerekse özel yaşamda elde ettiğimiz başarıların temelinde ‘duygusal zekayı kullanmak ve duyguları yönetmek’ yatıyor” şeklinde verebiliyoruz.

 

Peki Duygusal Zeka (EQ) nedir, ne anlama gelir? İlk kez John Mayer ve Peter Salovey’in 1989’da yayınladıkları makalelerinde kullandıkları Duygusal Zeka kavramı, içinde barındırdığı duygu kelimesinden yola çıkarak sanılabileceği gibi “duygusal olmak” anlamına kesinlikle gelmemektedir.

 

Öncelikle; Duygusal Zeka, bildiğimiz ve alışık olduğumuz şekliyle, bilgi edinme, hatırlama, analitik düşünme ve problem çözme gibi Akılsal Zeka kavramı altında birleşen çeşitli bilişsel becerilere sahip kişiler için kullandığımız ‘akıllı kişi’ kavramına yeni bir tanım getirir. Yaşamda başarılı olabilmesi için “akıllı kişi”lerin bu özelliklerin yanısıra sahip olmaları gereken kişisel ve sosyal özellikleri bize hatırlatır.

 

Duygusal Zeka kavramı, kısaca “kişinin hem kendi duygularının, hem de karşısındaki kişilerin duygularının farkında olması, onları anlaması, tanımlaması, kaynakları ve nedenleriyle bağlantılandırması, duygularını yönetmesi ve onlardan gerek kişisel alanda gerekse kişilerarası ilişkilerinde etkin bir biçimde yararlanması” olarak açıklanabilir ve görüldüğü üzere içinde “kişisel farkındalık”, “empati” (kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak, onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması), “duygu yönetimi” ve “ilişki yönetimi” gibi hem kişisel ve hem de sosyal yetkinlikleri barındırır.

Duygusal Zeka’nın akıl kavramının karşıtı olmadığının anlaşılması son derece önemlidir. Hem duygu hem de zeka kavramlarını içeren Duygusal Zeka, bilişsel beceriler ile hisleri bir araya getirmeyi hedefler. Bu, kalbin akıl karşısında kazandığı bir zafer değildir, akıl ile kalbin bir birleşmesidir. Başka bir deyişle, Duygusal Zeka kişinin duygularını karşılaştığı problemleri çözmek ve daha etkin, başarılı ve mutlu bir yaşam sürmek için yol gösterici olarak kullanmasıdır.

Duygusal Zeka’nın temelindeyse ünlü Yunan filozofu Socrates’in de söylediği gibi öncelikle ‘kişinin kendisini tanıması’ yatar. Kendini tanıyan, duygu ve düşüncelerinin farkında olan, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilen bir kişi kendi duygu, düşünce ve davranışlarını yönetebilir ve kişilerarası olumlu ve yapıcı ilişkileri kurabilir.

 

Duygusal Zeka yaklaşımı çerçevesinde büyük önem taşıyan “Yönetmek” kavramı, sadece yöneticilerin kendilerine bağlı çalışanları yönetmesi anlamıyla sınırlı kalmamakta, tersine, en önemli farkı yaratanın öncelikle kişinin kendini yönetmesi olduğunun altını çizmektedir.

 

Uzun yıllar boyunca, kişilerin özel yaşamlarında önemli bir yere sahip olan duyguların, geleneksel bir yaklaşımla, işyaşamında önemsenmediğini, göz önüne alınmadığını, tersine gereksiz ve pek çok durumda da zarar verici sayıldığını görüyoruz.

 

Oysa günümüzde, kişinin duygusal farkındalığı, duygularını yönetebilme ve güvene dayalı, sağlıklı ilişkiler kurma becerisi, başka bir deyişle gelişmiş bir Duygusal Zeka’ya sahip olması işyerinde başarının anahtarı olarak karşımıza çıkmaktadır.

36-)İnternet hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Internet, tum dunyayi kapsayan, 110 ulkeye dagilmis ve 2.000.000 dan fazla bilgisayari (host) birbirine baglayan yaklasik 5000 bilgisayar aginin toplamidir (Sekil-1). 1994 yili basinda yaklasik 12 milyon Internet kullanicisi bulunmaktadir. Internet genel bilgiye erisimi destekler ve elektronik posta (elektronik mail), konferans, bildiriler gibi konularda iletisim hizmetleri saglar.

 

Butun bilgi ve servisler, Internet’i olusturan cesitli aglara dagitilmistir ve gecerli bir Internet adresi ve fiziksel baglantisi olan herhangi bir yerden ulasilabilir durumdadirlar. Kuruluslar Internet’e iki ana nedenden dolayi baglanmaktadirlar. Birincisi, Internet yararli bilgilere dunya capinda bir baglanabilirlik ve erisim saglar. Ikincisi, Internet’e baglanmak, kuruluslara ozel bir genis bolge agi kurmaktan daha ucuza mal olmaktadir.

Amerika Birlesik Devletleri’nde Internet’in isletimi federal yonetimlerce vergi mukelleflerinin vergilerinden karsilanmaktadir. Internet’in kullanimi bir zamanlar arastirma, egitim ve devlet kuruluslarinin etkinlikleriyle sinirlandirildiysa da, son zamanlarda ticari kullanimi buyuk oranda artmistir. Bu gelismeler, bazi gozlemcileri Internet’in yakin gelecekte tamamiyla ozellestirilecegi yolunda spekulasyonlara itmektedir. Boyle bir durumda Internet kaynaklarina ulasim kullanim fiyatlarina gore belirlenebilecektir.

 

Internet’in ortaya cikisi Amerikan Federal Hukumeti Savunma Bakanligi’nin arastirma ve gelistirme kolu olan ‘Savunma Ileri Duzey Arastirma Projeleri Kurumu’na (DARPA- Defence Advanced Research Project Agency) dayanir.

 

1969’da cesitli bilgisayar bilimleri ve askeri arastirma projelerini desteklemek icin Savunma Bakanligi ARPANET adinda Paket Anahtarlamali Ag’i olusturmaya basladi. Bu ag, ABD’deki universite ve arastirma kuruluslarinin degisik tipteki bilgisayarlarini da icererek buyudu.

Internet Nedir?

 

Milyonlarca bilgisayardan oluşan, binlerce bilgisayar ağını birbirine bağlayan global ağa INTERNET denir. Bu ağın bir yöneticisi yoktur. Internet kullanıcıları birbirleri ile haberleşmek için ortak bir anlaşma dili kullanırlar. Bu ortak anlaşma diline TCP/IP denir. Bu protokol sayesinde donanım ve yazılımdan bağımsız olarak bilgisayarlar arası iletişim mümkün olur.

 

Bu anlaşma dilinde her bilgisayarın bir adresi vardır. Bu adresler numaralarla ifade edilir ve bilgisayarın IP adresi şeklinde ifade edilir. Tıpkı her evin bir adresi, her telefonun bir numarası olduğu gibi. Bu adreslere bilgiler en kestirme yoldan ulaşır. Ulaşım için diğer bilgisayarlardan yararlanılır. Haberleşen iki bilgisayar arasındaki diğer bilgisayarlar kendilerine ait olmayan bilgi paketlerini diğer bilgisayara aktarırlar

 

Internet Ne işe Yarar?

 

Bilgi paylaşımı için global bir yapı sağlayan Internet, iletişime de farklı boyutlar kazandırmıştır.

 

Aşağıda, Internet’ in hangi amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin amaçla kullanıldığına örnekler bulacaksınız:

 

• Dünyanın en büyük kütüphanelerinde araştırma yapabilirsiniz,

 

• Farklı ülkelerde yaşayan meslektaşlarınızın yaptıkları çalışmaları inceleyebilirsiniz,

 

• Başka bir ülkede öğrenim gören çocuğunuza elektronik postayla mektuplarınızı bedava ve çok kısa zamanda gönderebilirsiniz,

 

• Internet üzerinden eğitim veren bir üniversitede okuyup mezun olabilirsiniz,

 

• Farklı mekanlardaki arkadaşlarınızla sohbet edebilirsiniz,

 

• Filmlerin tanıtım görüntülerini izleyip, akşam gideceğiniz filmi seçebilir, biletinizi de satın alabilirsiniz,

 

• Alış-veriş yapabilirsiniz, rezervasyon yaptırabilirsiniz,

 

• Anket yapabilir, yapılan bir anketi cevaplandırabilirsiniz,

 

• Kendi web sayfanızı hazırlayarak çalışmalarınızı yayınlayabilirsiniz,

 

37-)Beden dilinin iletişimdeki rolü nedir?

 

İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenleri dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.

 

Günümüzde dünyanın en çok konuşulan dili olan İngilizcede beden ve ruh ilişkisini açıkça vurgulayan sözcükler vardır. Örneğin, bu dilde “birisi” anlamına gelen “somebody” ve hiçkimse anlamına gelen “nobody” sözcüklerin her ikisinde de bulunan “body” sözcüğü “beden” anlamına gelmektedir. Beden olmaksızın varlık olmaz ve dolayısıyla insanın kendisiyle ilgili bir kavram da söz konusu olamaz.

İlk dilimiz – beden dilimizdir

 

Ana dilimizden başka bir dil ögrenmek için, zaman ve enerji harcariz. Bir yabanci dili, iyi ögrendigimiz ölçüde kendimizi daha iyi ifade edebiliriz. Karşimizdakini daha iyi anlariz. Temel dilimiz olan bedenimizin dili ögrenmek için neden zaman ayirmadigimizi anlamak güçtür. Hiçkimse beden dilinin ifadelerinden kaçamayacagi veya bunu bastiramayacagi için, bu dili ögrenmeye çalişmak çok yararlidir. Böylece, kendi dünyamizi yansitma biçimimiz ve birlikte yaşadigimiz insanlarin iç dünyalariyla ilgili önemli bilgilere sahip oluruz. Aslinda her insan, beden dili konusunda bildigini düşündügünden, çok daha fazlasini bilir.

Eğer beden dilimize önyargısız ve cesaretle yaklaşırsak birçok görüşme ve karşılaşmanın sonucunu başarılı kılmamız mümkün olur

 

Kültür beden dilini etkiler

 

Farklı kültür gruplarına girdikçe sözsüz iletişim mesajlarının ayrıntılarını değerlendirmek zorlaşır. Grupların sessiz dillerinin anlamak için önemli ölçüde bilgilenmeye ihtiyaç vardır. Bunun için o insanların kültürünü, ilişkilerini, iletişimlerini ve dünya’ya bakışlarını tanımak gerekir. Kültür, tarih boyunca insanın doğaylı ve insanla ortaya çıkan problemlerinin ve zorlanmalarının çözüm biçimidir.

 

38-)AB uyum sürecinde polisin rolü ne olmalıdır?

 

8. AB İle Gelişen Demokrasi ve İnsan Hakları Anlayışının Polis Halkla İlişkilerine Etkisi

 

Ulusal programı ve İzleme raporlarını incelediğimizde AB’ne üyelik için ülkemizden istenen koşulların başında “Demokrasi ve İnsan Hakları” gelmektedir. Özellikle AB uyum çerçevesinde yasaların daha demokratik hale gelmesi için “Anayasa’da”, “Türk Ceza Kanununda”, “Terörle Mücadele Kanununda”, “CMUK’da”, “PVSK’da” ve birçok kanunda değişiklikler yapılmıştır ve yapılmaya da devam edilmektedir. Çıkarılan bu Uyum Yasalarıyla AB yolunda çok önemli adımlar atılmıştır.

 

Polis yasaların uygulayıcısıdır. Yasalardaki değişim polisin uygulamalarını da değiştirecektir. Öyleyse “AB’ne giden yol, her ne kadar Diyarbakır’dan geçse de, Diyarbakır’dan önce uğrayacağı en önemli durak, karakollar ve şubelerdir”21 gerçeğini çok iyi kavramak gerekir.

Ulusal programda geçen “ifade özgürlüğü, işkencenin önlenmesi, insan hakları, vd.” gibi kavramlar “polis teşkilatının” da üzerinde durduğu olgulardır. Emniyet teşkilatı bu hususta somut adımlar atmaya çalışmakta, polislerin eğitimlerine önem vermekte ve halka karşı kötü muamele yaptığı saptanan personelle ilgili gerekli işlemleri kararlılıkla yapmaktadır. Çünkü herkes günlük yaşamında insan haklarıyla iç içe yaşamaktadır. Özgür bir şekilde düşündüğünü “ifade edebilmek”, istediği yere “seyahat edip, yerleşebilmek”, diğer bireylerle ve devlet makamlarıyla olan ilişkilerinde “insanca ve hakça muamele görebilmek”, insanın günlük yaşamında kullandığı ve yararlandığı haklardan sadece birkaçıdır. Bunlar ise “yasaların da insan odaklı” olmasıyla yakından ilintilidir. “Demokratik bir toplumda kendisinden çok şey beklenen polisin en temel görevi, bireyleri yasalar çerçevesinde tutarak kamu düzenini korumak ve toplumsal barış ve huzurun sağlamaktır.”22 Öyleyse çıkarılan yasalar oldukça önemlidir.Örneğin bir AB üyesi ülke olan Almanya Anayasasının ilk maddesi “Herşey insan içindir.” İnsanı esas alan ve insana değer veren “insan odaklı” yasaların çıkarılması polisin uygulamalarında halka yakınlaştıracaktır.

9. AB ile Polisin Halkla İlişkilerinde Yeni Bir Model: Toplum Destekli Polislik (Community Policing)

 

10. Sonuç

 

AB ile bir bölgesel birliktelikte bulunacak toplumumuzda da bir takım değişimler olacaktır. Bizler bu değişimin şimdiden okunmasında yarar bulmaktayız. Çünkü toplumsal birliktelikler devletimize kazandırabilir de kaybettirebilir de! Öyleyse toplum olarak / kurum olarak AB sürecini iyi değerlendirmeliyiz ve kendi insanımızı tanıyarak üyeliğe hazırlanmalıyız.

 

Bir toplumun göstergesi polistir diyebiliriz. Polis devletin simgesidir, toplumu yönlendirici bir kuruluştur. “Demokratik bir ülkede polis, ülkenin sosyal, siyasal ve yönetim yapısı ile yakından ilişkilidir. Çünkü polis, yürütmenin bir parçası ve genel yönetim yapısının bir yansıtıcısıdır. Hatta ülkeler polisin tutumuna göre “sert” ve “yumuşak” diye ikiye ayrılmaktadır.”33 Toplumsal değişim, polisin değişimini de getirecektir.

Polis teşkilatı özverili çalışmalarını halkımıza anlatarak kendi tanıtımını yapmalı, daha sonra bilimsel veriler ışığında çalışmalar yaparak “nasıl göründüğünü” saptamalıdır. Özellikle son dönemlerde düzenlenmekte olan “Basın ve Huzur Toplantıları” oldukça yararlı bir uygulamadır.

 

Günümüzde Polis teşkilatının başarısı çözdüğü olaylarla değil “vatandaşla” geliştirilen ilişkilerin ölçüsüne ve suçu önlemede halktan alınan desteğin oranı ile ölçülmektedir.

 

AB’ne geçiş ile polisimizin uygulamalarında toplum desteğini alması gerekecektir. Çünkü güvenlik hizmetlerinin önemli bir bölümünü teşkil eden suçla mücadeleye toplumun sistematik olarak katılımı sağlanmalıdır. Böyle olunca suçla mücadelede polis yalnız kalmayacaktır.

E L E Ş T İ R İ

 

Yaşamımızdaki konuşmalarda, yazışmalarda, medyada her alanda ve durumda “eleştiri” kelimesini kullanmaktan hiç kaçınmıyoruz. Günümüzde gittikçe yayıldığını sandığım ve alışkanlık halini alan, bu durum beni oldukça kaygılandırıyor ve üzüyor.

 

Tenkit etmek yermek midir? veya,

 

“ Tenkit etmekten yermeyi mi anlıyoruz.”

 

Aslında eleştirmenin yalnızca yermek olmadığını da bilmemiz gerekir. Bazen bu bilgileri unuturuz veya karıştırırız.

 

TDK sözlüğüne kısaca bir göz atarsak bu konuyu daha anlaşılır kılarız.

TENKİT,-

 

Eleştirme, eleştiri: Tenkit etmek,- Eleştirmek

 

YERMEK.-

 

1. Kötülüklerini söylemek, zemmetmek. 2. Alaylı bir dille kusurlarını söylemek, kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek. 3. Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek.

 

ELEŞTİRİ,-

 

1. Bir insanın, bir eseri, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek maksadıyla inceleme işi, tenkit: 2. ed. 1. Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, 3. fel. Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama.

 

40-)Terör denince ne anlıyorsunuz?

 

Bireysel ve kitlesel iletişim araçları geliştikçe psikolojik savaş stratejileri ve taktikleri de o ölçüde gelişmiş, çok karmaşık düzeylerde bir bilim ve sanat dalı haline gelmiştir. Bu yönden, içinde bulunduğumuz iletişim çağı “psikolojik savaşlar çağı” olarak da nitelendirilmektedir.

 

“Terör ve terörist” kelimeleri günümüz insanının çok sık duyduğu kelimeler arasında yer alıyor. Farklı kulvarlarda yarışan değişik akımlar birbirlerini teröristlikle suçluyorlar. Bazen ülke yönetimleri kendilerine karşı duranları, bazen de bu yönetimlere karşı mücadele eden akımlar yöneticileri teröristlikle suçluyorlar. Dünyaya kendi istediği gibi şekil vermek ve bütün insanlığa hükmetmek isteyen ABD çıkıyor “Terörü Destekleyen Ülkeler Listesi” adıyla bir kara liste hazırlıyor ve bunu kendisine kafa tutmak isteyen ülkelere karşı siyâsi baskı aracı olarak kullanıyor. Hatta bununla da yetinmeyip ekonomik baskı aracı olarak da kullanıyor. Bu yolla bütün dünya devletlerini kendisinin kölesi haline getirmeye çalışıyor. Kısacası “terör” kavramı günümüzde sömürgeci güçlerin çok işine yarıyor.

Terör kelime olarak Türkçe’deki “tedhiş” ibaresinin karşılığıdır. Fakat bu terimin sabit bir çerçevesi olmadığından isteyen istediği gibi yorumluyor. Ama Müslümanca düşünme gereği duyanların bu tür terimlere anlam verirken kendi kavram literatürlerini bilmeleri ve başkalarının yaptığı suçlamaları kendi anlayış süzgeçlerinden geçirmeleri zorunludur. Saltanatlarını haksızlık ve zulüm üzere bina etmiş olanlar bu haksızlığa ve zulme karşı direnerek hak mücadelesine girenleri teröristlikle suçlayabilirler. Ama bizim Müslüman olarak hak mücadelesini desteklememiz ve zalime karşı mazlumun yanında yer almamız gerekir. Başkalarının bu hak mücadelesini terör olarak nitelemesi bizi ilgilendirmez. Rusya’ya göre Çeçen halkının mücadelesi bir terör ve isyandır. Ama bize göre şanlı bir direniştir.

editor

2006 yılından bugüne polis olmak isteyenlerin rehberi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir