SABANCI ÜNV.: GÜL’ÜN KIZINI ALIRSAK KAPATIRLAR

Dikkat çeken anılarda Sabancı Üniversitesi’nin başörtüsü çekincesi, Kemal Gürüz YÖK’ünün Gül’ün kızından rahatsızlığı, Kemal Alemdaroğlu’na kovulma şoku…

 

TESEV Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker’in hayatının anlatıldığı ‘Bir Can Paker Kitabı-Geriye Bakmak Yok’ adlı kitap çıktı. Gazeteci – Yazar Fatih Vural’ın 6 aylık bir çalışmayla hazırladığı kitapta Paker’in birebir tanık olduğu siyasi anekdotlar da yer alıyor. Özellikle 28 Şubat sürecinde Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Sabancı Üniversitesi’ne kızını aldırmak istemesi ama buna izin verilmemesi kitapta en çarpıcı bölümler arasında.

Sabancı Üniversitesi’nin kuruluşunda bizzat aktif rol oynayan ve mütevelli heyetinde yer alan Can Paker, 1998 yılında üniversitede yepyeni bir modeli uygularken, kitapta Türkiye’deki eğitim sisteminin karşılarına epey zorluk çıkardığından yakınıyor. Bu zorluklar, şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün ailesine kadar uzanıyor.

‘YÖK’TEN ATATÜRK KÖŞESİ YOK’ UYARISINA, ATATÜRK’ÜN LİBERAL SÖZÜYLE CEVAP VERDİK’

Can Paker Sabancı Üniversitesi’nde yapmak istediği değişim ile uğraşırken YÖK’ün üniversiteye ‘Atatürk köşesi yok’ şeklinde dayatmasıyla karşı karşıya kaldığını şöyle anlatıyor: “Geçişkenliği sağlamak amacıyla, interdisipliner bir bakış benimsedik. Tabii bu YÖK’ün mantalitesinin çok dışında bir şey. Çok uğraştık kabul ettirmekte ki Kemal Gürüz Arama Konferansı’nda da vardı. Önümüzde bir model yoktu. İnovasyonun müşterek olduğunun altını çizdik. Yaratıcılık etkileşimle mümkündür. Her fakülte dizayn edildi. Ben Mühendislik Fakültesi’nin dizaynının içinde de, İşletme Fakültesi’nin dizaynı içinde de oldum. Prof. Dr. Tosun Terzioğlu Tosun’la Robert Kolej’de, son sınıfta beraberdik. Tosun çok başarılı bir rektörlük yaptı. Biz bunlarla uğraşırken, bir gün YÖK’ten bir yazı geldi. ‘Her ne kadar yasal bir gerekçe olmasa da, üniversitenizde bir Atatürk köşesi olmadığı tespit edilmiştir’diyor. Beraber güldük Tosun’la. Tosun, ‘ben bunların canına okurum. Yarın TV’lere çıkıp bu kepazeliği anlatacağım’ dedim. Bir de ‘yasal gereksinme yoktur’ diye yazıyor! Tosun, ‘Yok sen karışma! Ben başka türlü halledeceğim’ dedi. Aradan bir zaman geçti, Tosun, Atatürk’ün bir yazısını bulmuş. Liberal bir söz… O liberal sözü, mektebin duvarına altın harflerle yazdırdı. Tosun bu tip işlere çok daha pratik bakıyor.’ REKTÖR TOSUN: GÜL’ÜN KIZINI ALIRSAK ÜNİVERSİTEYİ KAPATIRLAR Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün o dönem Sabancı Üniversitesi’ne kızını aldırmak isteyip aldıramamasını da anlatan Can Paker, Üniversite Rektörü Prof. Dr. Tosun Terzioğlu’nun ‘Can okulu kapatırlar’ dediğini aktarıyor. Kitapta yer alan bilgiler şu şekilde: “Abdullah Gül Bey ve ailesi de Türkiye’deki eğitim sürecinin bizzat mağduru olmuştur. Buna birebir tanıdık oldum. Oğlu, Sabancı Üniversitesi’ne girmişti. Girdiğinde, Abdullah Bey’e, ‘Merak etme sen. O bize teslim. Bir sorunu olursa bana gelsin,’ dedim. Aradan bir iki sene geçti. Abdullah Bey, Henkel’e geldi. ‘Can Bey, bir de kızım Kübra var. Kızımı Sabancı’ya alabilir miyiz?’ dedi. ‘Tabii alırız, niye almayalım?’ dedim. ‘Ama başörtülü,’ dedi. ‘Bence alınır. Niye alınmasın?’ deyip Tosun’a telefon açtım. ‘Tosun, Abdullah Bey’in oğlu zaten bizde… Kızını da okula alalım,’ dedim. Tosun, ‘Can, kapatırlar okulu,’ dedi. Abdullah Bey de duyuyor… Ben, ‘Abdullah Bey, bunu biraz daha zorlayayım’ deyince, “Yok yok Can Bey, zorlamayın. Ben zaten tahmin ediyordum. Ama yine de sormak istedim’ dedi. Kızını Ankara’da bir okula gönderdi. Oğlunu da aldı Sabancı’dan. Tepki olarak aldığını düşünmüyorum. ‘Ağabey kardeş aynı yerde okusunlar’ diye düşündü muhtemelen. Türkiye’nin üniversite sisteminde, dayatılan böyle bir utanmazlık var işte! Ne oldu sonra? Türkiye’nin zirvesine başörtülü bir kadın geldi. ‘Bir şey bulduk’ deyip cumhurbaşkanlığı seçiminde 367’yi çıkardılar ortaya. Toplum da ‘Ha öyle mi, o zaman biz seçelim’ dedi. Toplumun istediği oldu. YÖK, KÜBRA BAŞÖRTÜLÜ DİPLOMA TÖRENİNE KATILINCA BİLKENT’E SORUŞTURMA AÇMIŞTI Kemal Gürüz yönetimindeki YÖK, asker-sivil bürokrasiden aldığı güçle sürdürdüğü vesayetçi ağırlığını, milyonlarca başörtülü öğrencide olduğu gibi, Gül ailesinin kızı Kübra üzerinde de göstermeye devam etmişti. 13 Haziran 2007’de, Bilkent Üniversitesi’nden mezun olan Kübra’ya, başörtülü olduğu için, arkadaşlarıyla aynı platformda diploma alması bile çok görüldü! Babası Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olsa bile, o günün Türkiye’sinde son sözü vesayet rejiminin aktörleri söylemişti. Gül ailesine reva görülen eziyet bununla da sınırlı kalmıyordu. Daha sonra Ergenekon Davası’nda yargılanacak Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın o sırada rektörlük yaptığı Bursa Uludağ Üniversitesi, Kübra Gül’ün mezuniyet törenine başörtülü katılması nedeniyle Bilkent Üniversitesi’ni kınamakla kalmadı, YÖK’ü de konuyla ilgili işlem yapmaya çağırdı!Kemal Gürüz’ün YÖK’ü de, Kübra’nın başörtülü olarak mezuniyet törenine katılmasından ötürü Bilkent Üniversitesi’ne soruşturma açtı. Tek neden buydu! Soruşturma gerekçesi adeta bir utanç vesikasıydı: “Anayasa ve diğer mevzuat ile ulusal ve uluslararası yargı organlarının kararlarına rağmen üniversite içindeki bir törende türban takılmasına göz yumulması nedeniyle sorumlular hakkında soruşturma başlatılmıştır.” TERZİOĞLU: ERMENİ KONFERANSINI GÜL SAYESİNDE YAPTIK Gazeteci – Yazar Fatih Vural, kitabında, Can Paker’in hayatındaki önemli isimler ile yapılan söyleşilere de yer verdi. Sabancı Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Tosun Terzioğlu bunlardan biri. Terzioğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kızı Kübra’yı okula alamadıklarını ama Gül’ün sayesinde 2005 yılında Ermeni Konferansı’nı gerçekleştirdiklerini anlatıyor. Terzioğlu’nun anlattıkları şöyle: “Meşhur Ermeni Konferansı’nı, Sabancı Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi birlikte yaptık. Onu yapabilmiş olmamız bile büyük bir olaydı. O konferansı, Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları mahkeme kararıyla durdurdu. İkinci seferde yapabilmemizde en büyük pay, o zaman Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ündür. Gül, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Ayşe Soysal’a telefon etti ve konferansa bağlandı. O sırada toplantı halindeydik. Ben ikna etmeye çalışıyordum, ‘Bu konferansı yapalım’ diye. Hepsi ikna olmamıştı. Bir kısmı son derece kötümserdi. Orada konferansa bağlanan Abdullah Gül, ‘Konferansın fikirlerine hiç katılmıyor da olabilirim, kim ne söyleyecek onu da bilmiyorum. Ama bu konferans Türkiye’nin prestiji için mutlaka yapılmalıdır’ dedi. Yirmi kişiydik orada. ‘Otuz sene sonra bile bu konferans yapılmaz’ diyenler, Abdullah Bey’in sözlerinden sonra gevşeyiverdiler’. 2009’da, rektörlüğümün son döneminde, bizi kıskanan üniversitelerin ortalığı karıştırmasıyla, öğrencilerin diploma programının eşitliğe aykırı olduğu sesleri yükselmeye başladı. Onda çok sıkı mücadele ettik YÖK’le. O zaman Abdullah Gül cumhurbaşkanıydı. Onun muazzam yardımları oldu. YÖK’le doğrudan doğruya konuştu. Onlar ‘Aslında bu sistem iyi, ama mevzuat müsait değil’ diyorlar. Abdullah Bey’den ‘O zaman değiştirin!’ cevabı alınca kalıvermişler. Sabancı Üniversitesi’nin bölümsüz yapısı, öğrencinin özgürce istediği alanı seçebilmesi de bu hükümetin atadığı YÖK üyeleri tarafından gerçekleşti. 2009’da, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’dı…” TERZİOĞLU’NDAN GÜRÜZ’E: İSTERSEN BENİ DAVA ET YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün başörtüsü dayatmasını da anlatan Terzioğlu, ‘kampüsün içine karışamazsın istersen dava et’ diye tepki göstermiş. Tosun Terzioğlu’nun kitapta anlattığı bölüm şöyle: “Ben, öğrencilere ‘kampüsün içinde başörtülü dolaşıp dolaşmamanıza hiç karışmam. Ama derslere lütfen böyle girmeyin. Çünkü okulunuz da güç duruma düşer’ diyordum. YÖK’ün eski başkanı Kemal Gürüz’ün kuralı şuydu: ‘Kampüsün içine başörtüsüyle giremez. Hatta sadece öğrenci değil, annesi, kardeşleri de giremez.’ Kemal’le de bunun münakaşasını yaptım. ‘Ben bunu böyle uygulayacağım’ dedim. Kemal, ‘Benim genelgem var’ dedi. Ben, ‘O genelgenin bana göre dayanağı yok. Derslere nasıl girip girmeyecekleri hakkında genelge çıkartabilirsin, ama kampüs içindeki hayata karışamazsın. İstersen beni dava et’ dedim.” CAN PAKER KEMAL ALEMDAROĞLU’NU ODASINDAN KOVMUŞ Kitaptaki en çarpıcı bölümlerden biri de TÜSİAD’ın hazırladığı ‘demokrasi raporu’nun perde arkasında yaşananlar. 28 Şubat sürecinde TÜSİAD’ın hazırladığı demokrasi raporu o dönem çok konuşulmuştu. Raporun mimarlarından olan Can Paker, raporu İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Tanör’e yazdırmıştı. Darbelerin kurbanı Tanör’e, 1995 yılı boyunca Can Paker’le kafa kafaya vererek yazdığı TÜSİAD Demokratikleşme Raporu’nun sonrasında, vefatına neden olacak kanser hastalığıyla uğraşırken, bu defa da demokratlığının diyeti, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu tarafından ödetilmek isteniyor. Gerekçe ise Tanör’ün TÜSİAD’a hazırladığı raporun telifini, üniversitenin döner sermayesine değil de kendisine alması! Tanör, kendisine karşı yapılanları ‘Kemal Alemdaroğlu despotizmine direnmesinin bedeli’ olarak görmüş. Alemdaroğlu’nun Bülent Tanör takıntısı, onu, Can Paker’in Henkel’deki ofisine kadar getirmiş. Randevu almaya dahi gerek görmeyen Alemdaroğlu’na Paker, hayatı boyunca unutamayacağı bir tepki göstermiş. Paker, hayatının anlatıldığı kitapta o günü şöyle anlatıyor: “Bir gün Henkel’de oturuyorum, baktım İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, sekreterimin önünde oturuyor. Randevu falan almamış! ‘Buyurun’ dedim. ‘Sizinle bir şey görüşeceğim’ dedi. Buyur ettim. Bana Bülent Tanör’ün ‘kötü bir adam’, ‘kişiliği bozuk bir adam’ olduğunu söylüyor… Rapor yayımlanalı bir yıldan fazla olmuştu. ‘Ben onunla ilgili bir harekete geçeceğim. Sizden ricam TÜSİAD olarak onun yanında olmayın’ dedi. Bülent Bey de o sırada kanser ve maaşını kesiyor onun. ‘Bakın’ dedim, ‘Kemal Bey, siz buraya ne geldiniz, bana bunları ne söylediniz, ne de ben sizi ne dinledim! Bülent Bey’le ilgili herhangi bir şey olursa, kendi başıma gelmiş gibi bütün gücümle harekete geçerim. O da yetmezse bütün TÜSİAD’ı arkamıza alırım. Şimdi derhal çıkıp gidin buradan’ dedim. Şaşırdı, toparlanıp gitti. Tek sorunun rapor olduğunu sanmıyorum. Dertleri başkaydı. Şimdi Kemal Alemdaroğlu ile aynı yazlıktayız. Karşılaşmaktan hep kaçıyor. Kaçmasa da onunla konuşacak değilim. Tek başına, yalnız başına oturuyor orada.” Alfa Yayınları’ndan geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan eski TÜSİAD üyesi TESEV Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker’in hayatının anlatıldığı kitap, Türkiye gazetesi muhabiri Fatih Vural tarafından kaleme alındı.

Cihan

]]>

editor

2006 yılından bugüne polis olmak isteyenlerin rehberi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir